Psikoterapi Ölümle Sonuçlanabilir Mi? Terapiler Hangi Durumlarda Zararlıdır?

2000 yılında, Corolado’da yaşanan trajik bir olay dünya gündemini sarstı. İki sosyal hizmetler uzmanı, “yeniden doğum terapisi” yaptıkları sırada dikkatsizlikleri yüzünden 10 yaşındaki Candace Newmarker‘ın ölümünden sorumlu tutuldu. Terapinin amacı: Evlatlık edinilmiş çocukların yeni ebeveynlerine bağlılıklarını arttırıp onların yeni bir hayata doğmalarını sağlamaktı.

Candece, ana rahmini temsil eden bir battaniye ile sarılıydı, üstünde de büyük bir yastık bulunuyordu. Terapistler doğum kasılmalarını anımsatması için yastıktan düzenli olarak baskı uyguluyordu, küçük kız her ne kadar nefes alamadığını ve ölecek gibi hissettiğini söylese de terapistler küçük kıza kendisini battaniyeden dışarıya doğru ittirmesini söylemeye devam ettiler. Candece bilincini kaybetmeye başladığında bile kızı çözmektense ‘Eğer yeniden doğmak istiyorsan kendini daha güçlü itmelisin’ demeye devam ettiler.

Terapistler, Candece’nin bilincini tamamen kaybettiğini anladıklarında onu hastaneye yetiştirmeye çalışsalar da bu küçük kızı kurtarmaya yetmedi. Candece’in bu trajik hikayesi az rastlanır türden olsa da bütün tedavi ve ilaçlar (aspirin de dahil olmak üzere) bir yan etkiye ve riske sahip, bunlara psikoterapistler de dahil. Düşük bir olasılık olsa da kişilerin semptomları terapiden sonra daha kötüye gidebilir. Örneğin: yeni semptomlar meydana gelebilir, danışan terapistine olması gerekenden daha çok bağlanabilir veya danışanın insan ilişkileri daha da kötüleşebilir.

Psikoterapinin Riskli Olmaya Başladığı Durumlar

Bazı durumlarda danışanın terapiden kötü etkilenme ihtimali artıyor. Bu durumları şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Deneysel ve Bilimsel Açıdan Desteklenmemiş ve Potansiyel Olarak Tehlikeli Teknikler

Candece vakasındaki ‘yeniden doğma terapisi’ 1970’lerde kurucusu duş alırken kendi trajik doğumunu hatırlaması sonucu ortaya çıkmış bir yöntem. Yöntemin kurucusu, insanların yaşadıkları travmaların, tehlikeli bağlılıkların ve diğer çoğu psikolojik sorunların ancak onlara tekrardan hayata gelme şansı verilirse ortadan kalkacağını varsaymıştı.

‘Yeniden doğma terapisi’ bağlanma terapisi denen, çocukları sert ve zorlayıcı yöntemlerle ebeveynlerine bağlamayı amaçlayan terapi türünün birçok farklı dalından bir tanesidir aslında. Bu teknik, çocuklara yemek vermeyi kesme, onları bir odaya tek başına kapatma, onları aşağılama ve yoruluncaya kadar onları egzersiz yapmaya zorlamak gibi yöntemler içeriyor. Peki, bu tarz ağır cezalar davranış problemlerini tedavi etmek için etkili yöntemler yoksa çocukların sinir sisteminde tahribata mı yol açıyor? Ne yazık ki, şu zamana kadar bağlanma terapileri sonucunda 75’den fazla çocuk hayatını kaybetmiştir…

2.Yeni Semptomlar Yaratan Uygunsuz veya Zorlayıcı Etki

Sağlıklı bir terapist-danışan ilişkisinde terapistle danışan, danışanın probleminin tedavisi ve nedeninde hemfikirdir. Tabi terapist almış olduğu eğitim dolayısıyla bu ‘nedenin’ ne olduğuna ilişkin danışanını etkileyecektir. Fakat bazı terapistler ısrarla (geçerliliği olmasa dahi) danışanlarının semptomlarının belirgin ve halk arasında sıklıkla karşılaşılan psikolojik bazı hastalıklardan kaynaklı olduğunu savunur.

Bu sebeptendir ki 80’lerin başında halk arasında ismi popülerleşmeye başlayan ‘çoklu kişilik bozukluğu’ hastalığı dolayısıyla tedavi edilen hasta sayısı en çok 1980-1990 yılları arasındadır.

3.Terapistin Farklı Kültürlere Karşı Önyargıları

Bazı terapistler, danışanın cinsiyeti, kültürü, dini veya cinsel yönelimi dolayısıyla ona karşı önyargılı olabilir. Kendileri bu önyargının farkında olmayabilirler fakat danışanlarına bu durumu sözsüz bir şekilde ifade edip küçük düşmesine ve aşağılanmış hissetmesine sebep olabilirler.  Hatta bu durumda, terapistler her ne kadar uygunsuz ve yanlış olsa da danışanlarını kendi değer ve standartlarını onaylamaya zorlayabilirler.

Örneğin, yıllar önce gey erkekler ve lezbiyen kadınlar terapiye gittiklerinde onlara homoseksüelliğin tedavisi olan bir hastalık olduğu söyleniyordu. Bu sözüm ona ‘hastalığı’ tedavi etmek için de kullandıkları yöntem danışana elektrik şoku vermekti. Her ne kadar bu yöntem yıllar önce gözden düşmüş olsa da bazı sözüm ona ‘onarıcı’ terapiler hala ara sıra su yüzüne çıkmakta. Fakat çıkan yöntemler ve iddialar APA tarafından (deneysel olarak kanıtlanmadığı için) reddedilmiştir.

4.Terapistin Danışanına Etik Olmayan Davranışlar Sergilemesi

APA’nın etik kılavuzu, terapistin danışanına cinsel anlamda yakınlaşmasını ve profesyonellik sınırlarını ihlal edecek her türlü davranışı yasaklamıştır. Bazı terapistler örgüt lideri gibi davranarak danışanlarının mental sağlıklarının aralarındaki bağın güçlenmesine bağlı olduğunu söyleyip aileleriyle ilişkilerini koparmaları gerektiği konusunda onları ikna etmeye çalışır. Bu şekilde, danışanlarını terapiye devam etmeleri için onları teşvik edip kritik düşünememelerine sebep olurlar.

Bu risklerle karşılaşmamak için terapistinizin kim olacağına karar vermeden önce kendisinin nerede- nasıl bir eğitim almış olduğuna dair derin bir araştırma yapmanızı, danışanlarının yorumlarını dikkatlice okumanızı ve tecrübelerini değerlendirmenizi öneririz.

 * Gönüllü yazarımıza bu içerik için teşekkür ederiz.

2 Yorum

  1. Evet terapist seçimlerinin çok çok önemli olduğunu düşünüyorum.Farkli bir kültür ve düşünce de olan bir terapist ne yazık ki görevi kötüye kullanabiliyor. Bu insanın inancını bile zedeleyecek veya örnekte verdiğiniz gibi hayati sorunlar teşkil edecek bir durum. Bilinçlenmek adına çok faydalı bir yazı olmuş kaleminize sağlık teşekkür ederiz.

  2. Terapist baz sadistmiş sanırım olan küçük kıza oldu. Her seçimi özellikle de doktor ve türevleri konusunda da gayet seçici olmak gerekli ama şunu da unutmamak lazım her meslekte görevini kötü amaçlar için kullanmaya çalışan epeyce insan var. Bu güzel bilgilendirme için teşekkür ederiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu